Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hanefi Çatal
haneficatal@hotmail.com
Ege Adaları Meselesi
08 Şubat 2015 Pazar Saat 16:52

Yunanistan’ın seçimden önceki Savunma Bakanı Dendias, 11 Ocak’ta Aydın sınırı içindeki Eşek Adası’na askeri helikopterle gelip, Yunan tugayını denetledi.Bakan Dendias, beraberinde Tuğg. Laloussis olduğu halde, askeri helikopteri ile hiçbir engelle karşılaşmadan adadaki piste indi. Adadaki Yunan askerlerini teftiş eden Dendias’ın video görüntüleri Yunan Savunma Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlandı. Atina’ya nota dahi vermeyen Türk Dışişleri, böylece Yunanistan’ın Eşek Adası üzerindeki egemenliğini zımnen tanımış oluyor. (04.02.2015 Yeniçağ)

Türkiye’nin Soğuk Savaş Döneminde Batı ittifakına dâhil olarak bu doğrultuda dış politika izlediği bilinmektedir. Bu dönemde Kıbrıs, Ege sorunları Orta Doğu’da Arap-İsrail Savaşları ve Ermeni terörü Türk dış politikasının belirlenmesinde etkili olmuştur.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Antlaşması imzalanmasına rağmen Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunlar çözümlenememiş ve ilişkiler bir süre daha normale dönememişti. 1930’lu yıllarda dünya barışını tehdit eden gelişmeler üzerine Atatürk ve Venizelos liderliğinde Balkan devletleri arasında ittifakı sağlamak için çaba sarf edilmişti. Bu çalışmalar iki ülke arasındaki ilişkileri olumlu etkilemişti. Ancak 1954 yılına gelindiğinde Türkiye ve Yunanistan ilişkileri. Kıbrıs meselesine bağlı olarak yeniden gerginleşmeye başladı.

XIX. yüzyılın başlarında Yunanistan devleti kurulurken bazı Batı Ege adaları bu devlete bağlanmıştı. Yunanistan diğer Ege adalarını da ele geçirmek için çalışmalar yapmış, Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye bırakılan Bozcaada, Gökçeada ve İtalya’nın sahip olduğu Meis ve On iki Ada dışında kalan diğer adalar Yunanistan’a bırakılmıştı. II. Dünya Savaşı sonunda galip devletlerin İtalya’yla imzaladıkları Paris Antlaşması’yla Meis ve On iki Ada Yunanistan’a verildi (1947). Böylece Ege Denizi’nde bulunan Bozcaada ve Gökçeada dışındaki adalar Yunanistan’a bağlandı. Yunanistan, Ege Denizi’nin doğusuna da yerleştikten sonra Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut haklarını ortadan kaldırarak bu denizin tümüne egemen olmak istemiştir. 1974’ten itibaren bu amaçla yaptığı girişimler Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde gerginliğin artmasına ve Ege Denizi sorununun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu sorunlar Ege adalarının silahlandırılması, kıta sahanlığı, kara sularının 12 mile çıkarılması ve Ege hava sahası şeklinde sıralanabilir.

Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs bunalımından itibaren Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarına yakın olan adalarla birlikte 1947’de Italya’dan aldığı Meis ve On iki Ada’yı, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak gizlice silahlandırmaya başladı. Bunun üzerine Türkiye bu konuyla ilgili 1964’ten itibaren farklı zamanlarda Yunanistan’a nota vermiştir. 1974’ten itibaren Yunanistan, Ege adalarını açık olarak silahlandırılmaya devam etti. Yunanistan adaları NATO tatbikatları kapsamına aldırtarak silahlanma faaliyetlerini meşrulaştırmak istemiştir. Yunanistan, 1980’de Türkiye’nin veto hakkını kullanmaması üzerine altı yıllık bir aradan sonra NATO’nun askerî kanadına döndü (Evrenin büyük hatası). Bu gelişmeden sonra da Yunanistan, Limni Adası’nı NATO savunma sistemi kapsamına aldırtmayı amaçlayarak 1983’te Limni’nin dâhil edilmediği hiçbir NATO tatbikatına katılmayacağını beyan etti. Buna karşı Türkiye Limni’nin statüsünün değiştirilmesini kabul etmeyeceğini açıklayarak tepki gösterdi. (maalesef 2013 yılında Erdoğan döneminde Yunanistan’a uygulanan 50-60 yıllık NATO tatbikatlarına katılma vetosu kaldırıldı).

Yunanistan son yıllarda da Ege Denizi’ndeki adaların çoğuna sahip olmakla birlikte, hâlâ geriye kalan ve Türkiye’ye ait olduğu tescil edilen bir takım adalarla, aidiyeti belli olmayan adacık ve kayalıklara da sahip olmak için, siyaset boşluklarından istifade ederek egemenlik alanlarını genişletmeye devam ettikleri görülmektedir

Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı, tek kurşun atmadan işgal ettiği adalarımızdaki askerlerini teftiş etti. Bunun fotoğraflarını da resmi internet sitesinde yayımlandı.

Ege Denizi’nde Kanuni Sultan Süleyman ve 4. Mehmet döneminde fethedilen, Atatürk ve İnönü’nün Lozan’da vermediği 16 ada ve bir kayalığı Yunan askerleri tek kurşun atmadan, kolayca işgal etti.

Yunanistan’a alenen verilen adalar ve kayalıklar, 1936 yılında dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin envanterine kaydettirilmiştir. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içerisinde bulunan bu adalarda Yunan Bayrağı dalgalanıyor, Yu-nan askerleri dolaşıyor. İşgal altındaki adalarımıza pasaport ile giriyoruz. Adalarımızın çevresindeki karasularımız Yunan Sahil Güvenlik Botları tarafından her gün ihlal ediliyor.

Didim’deki Bulamaç ve Eşek adalarının işgaliyle başlayan gelişmeleri, adalarımızla ilgili çalışmalarıyla bilinen Milli Savunma Bakanlı-ğı eski Genel Sekreteri Albay Ümit Yalım, belgelerle şöyle anlattı:

“Türkiye Cumhuriyeti, Batı’dan bölünerek tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybını yaşadı. 2004 yılında Yunan Silahlı Kuvvetleri Türki-ye Cumhuriyeti’ne ait toplam 16 ada ve 1 kayalığı teker teker işgal etti. Erdoğan, TSK’ya işgalin önlenmesi için direktif vermediği gibi, Yu-nanistan’a da adaların boşaltılması için bir tek nota bile verilmedi. İşgale sessiz kalan Erdoğan ve AKP Hükümeti, 17 Aralık 2004’te Avru-pa Birliği’nden müzakere tarihi aldı. Yani müzakere tarihi, 16 Türk adası ve 1 kayalığın karşılığında alındı.

Ümit Yalım önemli tespitlerde bulunuyor;

“Kardak krizi sırasında, Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, 29 Ocak 1996 tarihinde Yunanistan’a bir nota verilmiştir. Notanın 5. paragrafında, Kardak Kayalıklarının Türkiye’ye ait olduğu belirtilmiştir. 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’ndan sonra çizilen İngiliz ve Amerikan haritalarında, 12 Ada bölgesinin deniz sınırları gösterilmiştir. Kardak krizi sırasında da, Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, Yunan tarafına kanıt olarak sunulan, 1939 ve 1943 tarihli İngiliz haritaları ile 1951 ve 1957 tarihli Amerikan haritalarında, 12 Adanın deniz sınırı, Kalolimnoz Adasının batısından geçiyor. Haritalarda, Kalolimnoz Adası ve Kardak Kayalıklarının Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu açıkça görülüyor. Kalolimnoz Adası da 6 millik Türk karasularının içinde bulunmaktadır. Sorun, Ege Denizi ve Akdeniz’de, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 16 ada ve 1 kayalığın, Yunanistan tarafından işgal ve ilhak edilmesinden kaynaklanmaktadır.

1982 tarihli Türk Karasuları Kanunu’nun 1. maddesine göre “Türk karasularının genişliği 6 deniz milidir.” Kanuna göre Bakanlar Kurulu’nun karasularını artırma yetkisi var, eksiltme yetkisi yok. Mevcut durum itibarı ile AKP Hükümeti, Ege Denizi’ndeki karasularını 6 milden 3 mile indirerek, 3 milin ötesindeki egemenliği Yunanistan’a devretmiş durumda. 3 milin ötesine geçen vatandaşlarımız, Yunan sahil güvenlik botları tarafından açılan ateşle öldürülüyor veya yakalanıp Yunan adalarına götürülerek tutuklanıyor, balıkçılarımız 3 milin ötesinde avlanamıyor. Ege Denizi’nde, Türk karasularında vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği kalmamıştır. Ege Denizi’nde 3 milin ötesinde kamu düzeni de kalmamıştır.”

Türkiye’nin bir kısım toprakları 2004 yılından beri işgal altında ve bu topraklar 10 yıldır; Yunanistan tarafından yönetiliyor. İzmir’in Koyun Adası ile Venedik Kayalıkları. Aydın’ın Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç Adaları. Muğla’nın Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık Adaları ile Girit Adası’nın etrafındaki 5 Türk Adası, 2004 yılından beri tam 10 yıldır Yunanlı Vali ve Yunanlı Belediye Başkanları tarafından yönetilmektedir.”

23 Mayıs 2006 Tarihinde bir Türk savaş uçağı, Rodos ve Kerpe Adası’nın güneyinde, uluslararası hava sahasında uçarken, bir Yunan savaş uçağı tarafından, alttan ve arkadan çarpmak suretiyle düşürülmüştür. Çarpma sonrasında pilotumuz paraşütle atlayarak canını zor kurtarmış, Yunanlı pilot ise uçağı ile birlikte denize çakılarak ölmüştür. Uçağımızın pilotu Atina Ceza Mahkemesi tarafından gıyabında yargılanmış ve yargılama sonucunda, Yunanlı pilotun ölümüne neden olmaktan suçlu bulunarak, Ocak 2009’da 4 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Pilotumuz hiçbir suçu olmadığı halde uluslararası hukuka göre yetkili olmayan Yunan mahkemesinde yargılanmış ve bu paralel yargıya, başta AKP Hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı olmak üzere Türk yargısı sessiz ve tepkisiz kalmıştır. Yunanistan, yargılama sonrasında İnterpol’e başvurarak pilotumuzun yakalanması için kırmızı bülten çıkarılmasını sağlamıştır. 13 Nisan 2013 tarihinde, şişme bot ile taşıdığı 20 Suriyeli kaçağı Bulamaç Adası’na indirirken Yunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalanıyor. A.K. Yunan mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılanıyor ve Eylül 2013’te 50 yıl hapis cezası ve 115 bin Avro para cezasına çarptırılıyor. Haber, başta Anadolu Ajansı olmak üzere birçok basın ve yayın kuruluşu tarafından yayımlanıyor. Ancak, Didim açıklarındaki Bulamaç Adası Türkiye Cumhuriyeti’ne ait ve 6 millik Türk karasularının içinde. Türk vatandaşı A.K., Türk Karasularının içinde ve Türk Adasında insan kaçakçılığı suçu işliyor Yunan mahkemesi yargılıyor.

Ümit Yalım’dan kabullenmesi zor “paralel ordu” yorumu;

“2004 yılının Ekim ve Kasım aylarında, Yunan askerleri tek kurşun atmadan, hiçbir karşı mukavemetle karşılaşmadan elini kolunu sallayarak geliyor ve Didim açıklarındaki Eşek ve Bulamaç Adalarını işgal ediyor. İşgal devam ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 16 ada ile 1 kayalık fiilen işgal ediliyor. Paralel Ordu; Yunan Ordusu’nun askerleri Türk topraklarına yerleşiyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök kılını bile kıpırdatmıyor. Halbuki Özkök, Hükümet Direktifi verilmese dahi, o tarihteki TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi gereği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumakla görevliydi.

Türk topraklarındaki Paralel Ordu’nun varlığı, 31 Aralık 2008 tarihinde Yunanistan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Bulamaç Adası’na gelmesi ve hava sahası ihlali yapması ile ortaya çıkıyor. 18 Mayıs 2011 Tarihinde, Türk topraklarındaki paralel ordunun varlığı belgeleniyor ve kamuoyunun bilgisine sunuluyor. İşgal konusu, MHP ve CHP Milletvekilleri tarafından soru önergeleri ile Davutoğlu’na soruluyor. Davutoğlu, (adacık) diyor olmuyor, (yorum farkı) diyor olmuyor ve sonunda pes ederek işgali kabul ediyor ve istikşafı görüşmelere sığınıyor. ”

Halaçoğlu, TBMM Başkanlığı'na Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle (22 Mayıs 2013,) soru önergesi verdi. Halaçoğlu, 7 maddeden oluşan soru önergesinde ''Ege ve Akdeniz'de 16 adamız ile kayalıklarımızın Yunanistan tarafından işgal edildiği doğru mu'' diye sordu.

Davutoğlu, MHP' li Lütfü Türkkan'ın, ( 24 Nisan 2013 ) yönelttiği Yunanlılar tarafından işgal edilen Ege Adaları iddialarına ilişkin soru önergesine yanıtı ise şöyle .

"Doğu Ege Adalarının aidiyeti ve silahsızlandırılmış statülerine ilişkin temel belgeler, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmalarıdır. Bu antlaşmalar, adaların egemenliği ve silahsızlandırılmaları ile ilgili ayrıntılı ve değişik hükümler ihtiva etmektedir. Bu itibarla sorun, Lozan ve Paris Antlaşmalarının ilgili maddelerinin yorumuyla alakalı hukuki bir meseledir. Ayrıca, Ege'deki deniz sınırlarının Yunanistan ile bugüne kadar geçerli bir anlaşma ile belirlenmemiş olması da sorunun diğer bir boyutunu teşkil etmektedir. Yunanistan'ın bu konudaki resmi tutumu, böyle bir meselenin var olmadığı yönündedir. Ülkemizin tutumu ise konunun Ege meselelerinin bir parçası olduğu şeklindedir. Bilindiği gibi Ege meseleleri tüm yönleriyle mevcut diyalog kanalları çerçevesinde, bu ülkeyle ele alınmaktadır. Ülkemiz bu sorunların tümüne hakkaniyete uygun olarak ve ülkemizin temel hak ve menfaatleri gözetilerek diyalog yoluyla çözümler getirilmesini arzu etmektedir.

İyide bu güzel dilek ve temenniler Türk milletinin haklarının korunmasını sağlıyor mu? Üzerinde mutabık olunmayan yerler ise Yunanistan’a işgal etme cesaretini kim veriyor? Yunanistan buraları işgaline izin veren Türkiye karşılığında ne aldı? Kardak kayalıkları için savaşı göze alan Türkiye bu 16 ada için neden ses çıkarmadı? Bakanlar kuruluna Türk karasularının genişliğini 6 deniz milinden 3 mile indirme hakkını kim verdi?

Görüldüğü üzere Yunanistan, ele geçirdiği her fırsatı Türkiye aleyhinde kullanmakta, egemenlik alanını genişletmekte, emrivakilerle elde ettiklerini tescil ettirmeye çalışmakta, Türkiye’nin anlaşmazlıkları barışçıl yaklaşımlarla çözmek istemesine karşılık özellikle Türkiye’nin çeşitli nedenlerle politik zafiyet göstererek ses çıkarmamasından istifade etmektedir. Halen olduğu gibi ekonomik ve dolayısıyla sosyal açıdan, en zayıf olduğu durumlarda dahi tahriklerine devam etmekte ve askeri harcamalarından da kısıntıya gitmemektedir.

Bu nedenle Türkiye, hiçbir nedenle, sorunlara barışçıl yaklaşımlarda bulunmamalıdır. Çünkü ortada sorun yoktur. Aslında sorun Yunanistan’ın tutumudur. Türkiye’nin menfaatlerini korumasının güç gösterisinden geçtiğini bilmesi, özellikle askeri güçle siyaset ve diplomasinin önünü açması, tavizlerden kaçınması, hakkını ve hukukunu kayıtsız şartsız koruması elzemdir. Kaybedilen hakların derhal geri alınması, buna müsamaha gösterenlerin boynunun borcudur.

Hanefi ÇATAL

08.02.2015

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi Ders Kitabı, 2014, Ankara http://www.haberler.com/davutoglu-ege-de-deniz-sinirlari-gecerli-bir-4558984-haberi http://www.haber7.com/siyaset/haber/1029502-adalar-yunanistan-tarafindan-isgal-mi-edildi http://www.sozcu.com.tr/2014/gundem http://www.yenicaggazetesi.com.tr/cizre-ile-birlikte-aydin-da-isgal-altinda-109479h.htm http://haber.rotahaber.com/ Armağan KULOĞLU; Yunanistan daima fırsat kollar Ahmet TAKAN; Batı’dan Doğu’dan “Yeni Türkiye”

Bu makale toplam 1353 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİTE ANKET
Sizce Çaykara'da Yüksekokul Açılmalı mıdır?
Kesinlikle Açılmalıdır
Açılsa İyi olur
İlgi Alanıma Girmiyor
Açılmasa Daha İyi
Kesinlikle Açılmamalıdır
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2002-2017 Çaykara Gazetesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR