Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsmail ŞAHİN
sahin@caykarahaber.com
Problem köprüde mi, isminde mi?
04 Haziran 2013 Salı Saat 17:20

Boğaza üçüncü köprü hayali  Fetih günü atılan temelle ete kemiğe büründü. Üçüncü köprü çeyrek yüzyıldır tüm "liberal" iktidarların rüyalarını süslüyordu, Erdoğan'a nasip oldu. Kamuoyunda bir kısım "radikal" çevreci dışında pek de kimsenin dikkatini çekmeyen boğaza üçüncü köprü meselesi biraz da isminden mütevellit tartışmalara konu oldu.

Şunu anlamak lâzım, bu topraklarda Yavuz Sultan Selim'e "katil"  diye söze başlayarak üçüncü köprünün İstanbul'un silüetine ihanet olduğunu, trafiğine çare olmadığını anlatamayacağınız gibi "solcular" istemiyor diye İstanbul'u gırtlaklayacak bir projeyi sırf adı Yavuz Sultan Selim olacak diye savunarak ecdadın ruhunu huzura kavuşturamazsınız.

Üçüncü köprü meselesinde hortlayan Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail kavgası Türk tarihinin belki de en "çarpıcı" mücadelesidir. Edebiyattan savaşa her alanda süren bu mücadelenin son noktası Çaldıran'dır. Aslında Şah İsmail Türkmen Alevileri'ni "Kızılbaş"çadırına çağırarak Yavuz'u da Çaldıran'a çağırmış oldu. Çaldıran'a giden yolda mücadelenin "inançlar" üzerinden yürümesinin faturasını Osmanlı'da Aleviler, İran'da Sünniler ödedi ki bugünkü tartışmaların temelinde de bu var. Yavuz'un Çaldıran öncesi Şah İsmail'le "işbirliği" şüphesindeki Alevileri katlettirmesi veya sürdürmesi ne ise Şah İsmail'in İran'daki "Şiileşmeye" direnen Sünni Türkmenleri ortadan kaldırması da odur. Mezheplerinin farklılığı dışında şiirde, satrançta, celadette ve nihayet celâlette denk olduklarını söyleyebileceğimiz Türk tarihinin bu iki büyük sultanının talihsizliği aynı dönemde yaşamış olmasıdır diyebiliriz.

Altı asır sonra bu kavgaya "taraf" olmak zorunda değiliz. Neticede her ikisi de Türk tarihinin parçası iki büyük isim. İlla ki taraf olacaksak yaptıklarının sonuçlarına bakarak bir kanaate varabiliriz. Bir tarafta otuz küsür milyon Türk'ün "özgürlük" aradığı İran, diğer tarafta kimi arızaları da olsa "modern" bir Cumhuriyet. Soru şu: Çaldıran'ı kazanan Şah İsmail olsaydı biz de o otuz küsür milyonun bir parçası olur muyduk?

Bu meselede iktidardan hassasiyetleri dikkate alan daha "nazik" bir çözüm beklenirdi. Yavuz ismine karşı çıkanlardan da Türk tarihine damga vurmuş bu büyük adam hakkında daha "saygılı" bir yaklaşım. Peki bu mümkün mü? Tabii ki hayır. Ortak özellikleri fikri "slogana" indirgemek olanlardan farklı bir yaklaşım beklemek mümkün değil.

Tartışılması gereken köprünün ismi değil boğazına kement geçirilen İstanbul olmalı idi. Aleviler veya Sünniler 600 yıl önceki kavganın rövanşının peşine düşeceklerine üçüncü köprünün birlikte yaşadıkları İstanbul'a getirip götüreceklerinin hesabını yapmalılar. Siyasi iktidarın bu konudaki tavır değişikliklerini gündeme getirerek işe başlayabilirler. Üçüncü köprünün neye hizmet edeceğini ve İstanbul'daki trafik keşmekeşinin nasıl çözüleceğini yirmi yıl önce "muhalif" belediye başkanı sıfatıyla gayet sade ve net bir şekilde ifade eden Başbakan'ın bu konudaki görüşlerinden çark etmesinin sebebi sorgulanmalı öncelikle.

Sonra, yirmi yıl önce "cinayet" olan ve İstanbul'un silüetini çirkinleştirecek olan köprünün yirmi yıl sonra nasıl olup da "gerdanlık" sembolizmi ile sevgiliye verilen eşsiz bir hediyeye dönüştüğü sorulmalı. Daha sonra, Belediye Başkanı iken İstanbul trafiği için kalıcı çözüm olmayan, yeşil alan katliamına yol açacak ve yeni "rant alanları" yaratacak üçüncü köprünün Başbakanlığı döneminde "Ya Allah Bismillah"larla hayata geçirilmesindeki "hikmet" sorgulanmalı. Ve nihayet, yirmi yıl önce raylı sistem ve deniz ulaşımı ile İstanbul trafiğini çözmeyi savunan Belediye Başkanı'ndan huşu içinde üçüncü köprü temeli atan Başbakan'a evrilişteki "mânâ" araştırılmalı.

Tabii ki bu "hikmetli sualler"in peşine düşmek muhalefete düşüyor. Muhalefetin sol yanı uzak tarihe olan merakını biraz da yakın siyasi tarihe hasretse, zarfa değil mazrufa odaklansa bu konuda etkili sonuçlar alabilir. Sağ yanı ise sol yanın "ideolojik" taassupla görmediği şeyi görüp farklı bir yöntemle, "gerçekler" üzerinden giderek  İstanbul'u bir "gerdanlık" karşılığı iğfal etmeye çalışan bu zihniyete dur diyebilir.


Bu makale toplam 5822 defa okundu.
RANTIYE vs. SANTIYE
ADSIZ
surekli 20 yil dediginize gore herhalde ne kadar zaman gectiginin de idrakindesinizdir. 94 senesinde nufus netten gorebildigim kadariyla 7-8 milyon civarlarinda simdi ise bunun 2 kati.ayriyeten o zamanki ekonomik hacim ve dolasim yollara binen yuk ile ile simdikini karsilastirsak kimbilir nasil bir oran cikar. hulasa yazinizda hem 20 sene diye tekrarlayip durmussunuz hem de sanki basbakan gecen sene soyleyip de bu sene aksini yapmis gibi bir anlam uyandirmaya calismissiniz.

esasinda rayli sistem, tup gecit ,suruyle baglanti yolu, alt gecit , tunel vs. de devreye sokuldugu halde sehir o kadar hizli buyuyor ki bunlar derhal yutuluyor ve demek ki surekli sisen nufus, o kucucuk kara parcasina o korkunc insan yogunlugunun yigilmasi herhalde boyle bir tedbir gerektirdi. kisaca kopru sirf rant icin, keyif icin yapilacak bir yatirim degil.kopru yapimi ardindaki motivasyonu, hele de su kuzeye yapilacak mega havalimani da dusunuldugunde, bu sekilde igneli rantci imali sozlerle ifade etmek bahsini ettiginiz marazi tipte muhalefetin sinirlari icinde durmak gibi gozukuyor.

son olarak her yatirim gibi elbette ki bu da bir meyvedir ve her meyve etrafinda meyve sinekleri (rantcilar) hemen ususur, tebelles olurlar. bu saikle, su yasadigimiz ideal/cennet olmayan dunyada, hemen hemen her turlu yatirimin (bahsini ettiginiz rayli sistem, deniz ulasimi vs.) kendi curmu ve etki alanina gore bir rant cevresi olusturmasi/cevreyi etkilemesi sosyolojik, ekonomik. politik olarak realitedir kacinilamaz. oyleyse ne yapilabilir? genel yarar/zarar durumuna gore en nihayetinde ehveni ser tercih edilir. gerdanlik edebiyatina girmeden, toplumun bundan genel olarak kazanacaklari ile rant/cevre dolayisiyla ugranilacak kayiplar karsilastirildiginda su ekonomik gelisim ve nufus trendiyle degil 3. belki 4. kopruye / ek tup gecislere vs. bile ihtiyac duyulacagi asikardir.
16 Haziran 2013 Pazar Saat 06:43
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER
SİTE ANKET
Sizce Çaykara'da Yüksekokul Açılmalı mıdır?
Kesinlikle Açılmalıdır
Açılsa İyi olur
İlgi Alanıma Girmiyor
Açılmasa Daha İyi
Kesinlikle Açılmamalıdır
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2002-2017 Çaykara Gazetesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR